Derneğimize maddi ve manevi yardımlarda bulunan, Kapalıçarşı’da Timuçin Mücevherat’ın sahibi olan Timuçin Balkan ile söyleşi yaptık.

– Timuçin Bey, kendinizden biraz bahseder misiniz?

Timuçin Balkan
– İstanbul’da 1960 senesinde doğdum. Annem İstanbul, babam Ankara doğumlu. İlkokulu Özel Işık Lisesi’nde, ortaokul ve liseyi Alman Lisesi’nde okudum. Boğaziçi Üniversitesi’nde İşletme Bölümü’nü bitirdim. Babam 55 senedir bu işi yapar. Ben üniversite okudum ama bu işi yapacağımı biliyordum, bu işi severek de yapıyorum.
Bizim işimiz mücevher, kıymetli taşlarla çalışıyoruz. Butik tarzı çalışıyoruz. Babam da aynı işi yapar. Babamın farklı yerlerde, İstanbul’da farklı hotellerde dükkanları var. Ben bu işi 84 senesinden beri kendi başına yapıyorum.

– Aile tarihinizi bildiğiniz kadarı ile anlatabilir misiniz?

– Ben baba tarafından Kırımlıyım. Babamın dedesi Kırım’dan Bulgaristan’a göç ediyor, hatta bildiğim kadarı ile yelkenli ile yola çıkıyorlar, aslında Anadolu’ya gelmek istiyorlar ama rüzgarları beceremiyorlar, tesadüfen Bulgaristan’a çıkıyorlar. Bahesaraylıyız diye biliyoruz, ama sonradan Bulgaristan’dan öğrendiği Akmescit lafı da var. Babamın babası Bulgaristan doğumludur soyadımızı o almış, bu nedenle soyadımız Balkan’dır. Halam da orada Şumnu’da doğmuş. Babamın dedesinin lakabı Bulgaristan’da Tatar Hasan Ağa imiş. Orada bakkaliye ve tuz işi yaparmış. İyi de bir tüccarmış. Akıllı bir adammış, büyük oğlunu da İstanbul’a Sultaniye’ye, bugünkü Galatasaray Lisesi’ne okumaya yollamış. Ama çocuk burada veremden ölmüş. Veremden ölünce tek oğlu, yani dedem kalmış. Onun üzerine çok titremiş, el üstünde tutmuş.
1928 – 1932 yılları arasındaki bir tarihte Türkiye’ye, Nispetiye’ye göç etmişler. Dedem burada camcılık yapmaya başlamış ama çok erken, 40’lı yaşlarında ölmüş. Babam 2 yaşında babasız kalmış. Birkaç sene sonra da annesini kaybetmiş.

– Sizdeki Kırım Tatarlığı bilinci nereden ileri geliyor?
– Bu tamamen babamla ilgili bir şey. Benim adım adım Timuçin, kardeşimin adı Bultaçin, kız kardeşimin Gülçin.
Hepsi eski Türk isimleri. Babam tarihe meraklı. Babasını daha iki yaşında iken kaybetmesine rağmen, Kırım Tatarı olduğunun bilincinde olan bir insan. Bu bilinci babam aşılamıştır. Bunun sebebi babamın aslını unutmamasıdır.

1990 senesinde SSCB – Türkiye milli maçı vardı. Maç Akmescit’te oynandı. Aslında futbola meraklı bir insanımdır, ama o zaman amaç futbol değildi. Dedim ki babama “Orada bir maç var, bir daha hayatımızda memlekete ne zaman gideriz belli değil, gidelim görelim”. Maça babam, ben ve halamın oğlu ile gittik. Orada Azeri bir tercuman tuttuk. Yalta’da büyük bir hotelde kaldık. Rehber bizi Bahçesaray’a Hansaray’a götürdü. Kimseler yok bizden başka, sarayı geziyoruz bakıyoruz. Çok güzel bir sürpriz oldu. Hava kapalı biraz hiç unutmuyorum. Mustafa Cemiloğlu’nu gördüm. Kendisiyle tanışmıyorum, hayatımda ilk defa görüyorum. Gazetede, dergide olsun ben yüzleri hiç unutmam. Dedim ki kendi kendime, sonra babama da söyledim “bu kişi Kırımlıların lideri Mustafa Cemiloğlu!”. O mu değil mi, gittik yanına, kendimizi tanıttık. Maç bahanesiyle büyük büyük dedelerimizin memleketini görmek için geldiğimizi söyledik. Çok sıcak davrandı bize. Ayak üstü konuştuk, Hansaray hakkında bilgiler verdi bize. O zamanlar hala tehlikeli, bizi evine götürdü. Eşi ve oğlu ile tanıştık. Ben orada dağıtırım diye kot pantolon götürmüştüm, oğluna hediye ettim, çocuk çok sevindi.
İki gün Kırım’da kaldık. Maçta yenildik, ama olsun, yemyeşil memleketimizi görmüş olduk. Bir daha gidemedim.
Celal Bey sağ olsun haber verdi, 3-4 ay evvel Mustafa Bey İstanbul’da Yeşilköy’de kaldığı zaman güzel bir kahvaltı daveti vermişti. Babamla beraber gittik, orada tekrar kendisi ile görüştük. Uzun yıllardan sonra tekrar Mustafa Bey ile görüşüp anılarımızı tazelemek çok hoşumuza gitti.
– Derneğimizi ne kadar süredir tanıyorsunuz? Hangi faaliyetlerine katıldınız?

Derneğimizi, sağ olsun, Allah uzun ömür versin, Münir Kızavul sayesinde öğrendim. Babam onunla alışveriş yapardı. Bir defa da beraber gemiyle Kırım’a gitmişlerdi. Seyahati esnasında Kırım Derneği üyeleri, mesela o zamanın başkan olan Niyazi Bey ile tanışmış.
On seneden evvel Kırım’a kurban kampanyaları dernekler tarafından organize edilmiyordu. Münir Amca sık sık Kırım’a gider gelirdi. Kendi kendime düşünüp ona kurbanlık para verdim. Kalan para ile başka kurban alınır veya ihtiyacı olan kimselere yardım edilirdi. Tüm ailem için orada kurban kestirmişimdir. Şimdi dernek bu organizasyonu gayet düzgün şekilde yürütüyor.
Derneğin her faaliyetinden haberdarım, bülten de geliyor. Sağ olsun Celal Bey arayıp söylüyor. Ama derneğin hiçbir faaliyetine katılmadım, katılacak vaktim yok. Ben çok enteresan bir adamım. Ben yurtdışında olmayacak bir yerde, olmayacak bir iş yapıyorum. Benim Meksika’da Yukatan’ın ucundaki küçük bir adada halı mağazam var. Benim günüm bitmiyor, burada günüm bittiği zaman orası başlıyor.
Bir tek Pazar günüm var, o da İstanbul’da isem günümü aileme ayırıyorum. On küsür senedir evliyim. İki çocuğum var, oğlum Timuçin (11) ve kızım Şanda (8). Kızıma söz verdim, 3 yada 4 yaşındaydı, bir kere dedim ki biz Kırımlıyız baba tarafından, seni Kırım’a götüreceğim diye. İki ayda bir sorar kızım ne zaman Kırım’a götüreceksin diye. Meraklı, görmek – öğrenmek istiyor, kan çekiyor heralde. Oğlum da isterse beraber gideceğiz, Allah ömür verirse.
Keşke becerip dernek için bir şeyler yapabilesem ama vaktim, öyle bir şansım yok. Derneğin bir şeye ihtiyacı olsa, benim yapabileceğim bir şey olursa seve seve yaparım. Öyle olsa da yapsam. Ama devamlı yapma şansım yok. Gördünüz, burada işler ne kadar karışık. Ama hiç değilse maddi ve manevi destek, ne varsa yapmaya hazırım.

TİMUÇİN MÜCEVHERAT
Kapalıçarşı Kalpakçılar Cad. No:24 – 26
Tel: (212) 522 63 57 – 513 20 25
Faks: (212) 522 57 89
elturco @ elturco.net

Reklamlar