– O beni seviyor! dedi Ayla, gözleri parlayarak.
– Çok sevindim, iyi de nasıl anladın bunu? dedi kız arkadaşı, merakla.
Ayla biraz düşününce derinlere daldı. O günü hatırladı. Ayla buluşma saatinde pencereden dışarı bakmıştı. Çocuk bir kırmızı gül ile köşe başında onu bekliyordu. Dışarıda sağanak yağmur yağıyordu. Çocuk şemsiyesini almamış, sırılsıklam olmuştu. Ah canım, benim için kendisini üşütecek! diye düşünmüştü Ayla. İşte o zaman O beni seviyor demişti ilk defa. Çocuk dışarıda bekliyordu. Kendi kendine söyleniyordu. Niye geldim ki sanki? Başka zaman mı yoktu gelecek? Bir işim çıktı deseydim keşke… O beni bekler miydi böyle acaba? Hazırlanması amma da uzun sürdü. Biraz daha bekleyip giderim gerekirse. Birazdan Ayla görünmüş, beraber güzel bir akşam yemeği yemişlerdi. Çocuk bütün yemek boyunca Ayla’nın gözlerine bakıyordu. Ayla bu bakışlara karşılık veriyor, içini heyecan basıyordu. Ayla hatırladıklarını anlatmaya başlamıştı ki:
– Sevgiyi görebiliyor musun? dedi Pelin. Sevgi görülmez güzelim. Duyu organlarınla hissettiklerini sevgi olarak adlandırırsın, yalnızca. Bak ben sana bir kitap vereceğim. Sen bunu okurken mutlu olacaksın, sevgi ile dolacaksın, çünkü sevgiyi hissedeceksin. Halbuki kitaptaki hiçbir şey gerçek değil. Ama gönül gözü ile baktığımız için sevgiyi hissedebiliyoruz.
– Sevgi gerçek mi? diye sordu Ayla.
Pelin gülümseyerek cevap verdi:
– Hangi gözle baktığına bağlı Aylacım. Gönül gözü ile bakarsan şu an görüp, duyup, hissettiğin her şey sanal, duyu organların ile bakarsan sevgi diye bir şey yok. O akşam dışarı bakıp çocuğu gördüğünde aslında sevgiyi görmedim, gördüğün aslında kendi sevgin idi. Bizler sadece kendimizdeki sevgiyi görebiliriz. Birisi bizi sevse, o hissettiğimiz duygu aslında kendi sevgimiz.
– Dur, dur! Kafam çok karıştı. dedi Ayla. – Yani şimdi kimse beni sevmiyor mu? Sadece kendimi mi kandırıyorum?
– Hayır, hayatım. Elbette ki sen seviliyorsun. Her insan sever. Bu doğuştan içimizde vardır. Sevgiyi anlamamızı, hissetmemizi sağlayan bizim ruhumuzdur. Ruhumuz duyu organlarına ihtiyaç duymaz. Manevi dünyada zaten duyu organlarına gerek yoktur, çünkü duyu organları sadece somut şeyleri algılar.
– Manevi dünyada o zaman aslında somut dünyada var olan şeyler yok. Mesela biz kız değiliz, arkadaş değiliz, dost değiliz, bizim aile dediğimiz insanlar yok.. Çünkü bunlar hep somut şeyler. Halbuki bu insanları sadece bu somut varlıkları nedeniyle ne kadar çok seviyoruz!
– Önemli bir noktaya değiniyorsun. Gerçek sevgi somut varlıklara dayandırılmamış sevgidir. Ama ruhumuzun büyüyebilmesi, gelişebilmesi için somut varlıklara ihtiyacı vardır. Bu nedenle bizim ailemiz, arkadaşlarımız ve düşmanlarımız vardır. Biz onlarla beraber yaşarız. Onlar da ruh taşırlar. Sevginin cinsiyeti, akrabalığı, arkadaşlığı olmaz.
– Şimdi inanlar arasındaki ilişkinin adı önemli değil mi yani?
– Evet, sevgi açısından bunların hiçbir önemi yok, sevgi tektir. Ama bulunduğumuz çevre ve kendimiz sevgiyi farklı yorumlamamızı sağlıyor.
– Sevgi hiç benim kafamı bu kadar karıştırmamıştı. O beni seviyor mu? sordu Ayla.
– Ayla, onun sevmesi ne kadar önemli? Ancak o severse mi sen de seveceksin? Sevmek için kimseye ihtiyacın yok ki! Sen sevdiğinde, sevdiğin algılanacak, aslında onlar sevecekler. Karşılık beklemeden sevebilmek çok güzel bir yetenektir. Sevmekle hiçbir zaman vicdan muhasebesinde kaybetmezsin. Ancak maddi dünyaya döndüğünde aklını kullan!
– Seni seviyorum Pelin. Bunu bilmelisin.
– Ben de seni seviyorum Ayla

25 Kasım 2003

Reklamlar