19.04.2004

Kırım’dan Türkiye’ye gelen talebelerin buradaki soydaşları ile olan iletişim eksikliğinden, kaynaşamamasından bahseder dururuz. Buna sebep olarak da başta dili, kültürü ve gençlerin yaşadığı farklı çevreyi gösteririz. Kendi evinde, aile ortamında yaşayan bir genç ile ailesinden uzakta, problemleri ile başbaşa kalmış bir gencin aynı duyguları yaşamasını bekleyemeyiz. Elbette bu durum da aşılmayacak bir problem değildir. Hep düşündüğümüz ama bir türlü uygulamaya koyamadığımız bir fikir, “kardeş aile projesi” bu problemin çözümüne katkı sağlayabilecektir. Kısaca bahsetmek gerekirse, kardeş aile burada okumaya gelen talebenin manevi ailesi olacak, talebenin maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayacaktır. Bu sosyal ilişki içersinde aynı zamanda kültürel, dini ve ahlaki bir iletişim ve etkileşim olacak ve sovyet kültürünün izleri yok edilmeye çalışılacaktır. Bununla birlikte Türkiye’deki Kırım Tatar ailesi talebenin ailesi ile tanışacak, Türkiye ile Kırım arasında somut köprüler oluşacaktır.

Dil ve kültür meselesine geri dönersek, iletişimsizlikte asıl sebep bu mu? Dil ve kültürü bir farklılık noktası, gençler arasındaki iletişimsizliğin bir asıl sebebi olarak görmek ve bunu devamlı dillendirmek, bunun üzerine-üzerine gitmek, gençleri Rusça konuştukları için suçlamak bence varolan problemin çözümünde yanlış bir yaklaşımdır. Evet, dil ve kültür iletişim için ciddi bir problem. İşin acı verici tarafı bizlerin aynı milletin çocukları olmamızdır. Olaya olumsuz gözle yaklaşmak yerine, sanki böyle bir sorun yokmuş gibi davranmak bence daha iyi bir yöntem. Çünkü biz sanki faklı millettenmişiz gibi, hiçbir zaman anlaşamayacakmışız gibi davranmak, ister istemez iletişim için bir korku unsuru oluşturacaktır. Evet bizim kişisel tespitlerimiz olacaktır, ancak bunları kendimize saklayalım, iletişim korkusunu başkalarına yaymayalım. Şu an gerçekçi olmasa dahi kafamızda “bizim aramızda mükemmel iletişim var” sloganını yerleştirmenin daha doğru olacağı kanaatindeyim. Bazen maymun durumuna düşmeyi göze alarak, bıkmadan ve usanmadan iletişimi sağlamaya çalışmak gerekir. Önceleri karşınızdakinden “sen de kim oluyorsun, akrabam mısın ki?”, “seninle ne konuşacağım?” gibi sözlü veya sözsüz tepkiler alırsınız. Bazıları hiçbir zaman değişmez. Böyle asosyal ve bencil kişilikler her yerde var, bu sizin moralinizi bozmamalı. Birkaç kişi nedeniyle geri kalanlar ile iletişimi koparmamak gerekiyor.

Aynı milletin çocukları dil ve kültür farklılığını büyük bir problem olarak görüyor ise, çeşit çeşit milletlerden oluşan Avrupa Birliği iletişim konusunda yandı o zaman! İletişimde dil ve kültür problemi var diyerek, iletişim için gerekli diğer öğeleri göz ardı etmemek gerekir. İletişimin oluşması için göz ardı edilen öğeleri biraz düşünürsek eğer şunlar akla gelir: ortak bir iletişim ortamı, sevgi ve saygı, ortak iletişim konuları, ortak hobiler, katılımcılık ruhu, medeni cesaret, güleryüzlülük ve espiri yapma yeteneği, ortak değerler, ortak amaçlar, ortak duygular, ortak hayaller, ortak problemler, yardımlaşma ve dayanışma, ortak coşkular ve üzüntüler.

Ama bunlardan önce kalpler konuşacak. İletişimi istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Milletimize olan sevgimiz bizi iletişime ne kadar sevk ediyor? Kalp istemedikçe iletişimimizi ne dil, ne kültür ne de başka şarta bağlamak nafile. Biz sevgimizi ortaya koyalım. Sevgiyi karşımızdakinden beklemeden verelim, o kadar samimi olalım ki sevgimiz gözlerimize yansısın.

Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmeden evvel annem ve babam Türkistan’a gittiler, gezdiler, gördüler, Taşkent, Semerkand, Karaganda, Alma-Ata… Her gittikleri yerde Bulgaristan’dan Kırım Tatarları geldi diye büyük bir ilgi ve misafirperverlikle karşılaşmışlar, bizimkileri bırakmak istememişler. Bulgaristan nire, Özbekistan nire…Taa oraya git, Buhara’yı vs. turistik yerleri görmeye gitme, öz halkınla beraber hasret gider… Bunu insana yaptıran ulvi bir duygu olmalı. Dönüşte Alma-Ata’dan uçağa binecekler, havaalanında bir Kırım Tatarı onları buluyor.Tanışmak istediğini söylüyor. Adı Aziz, müzisyen. Bulgaristan’dan Kırım Tatarlarının geldiğini duyup havaalanına gelmiş. Yanında çam sakızı çoban armağanı da getirmiş. Zaten bavullar hediyelerle dolu, tüm Türkistan gezisinde herkes bir şeyler vermiş. Ama hediye geri çevrilmez. Şimdi bu adama bu küçük bir sohbet için zahmete katlanmasının sebebi ne? Bu işte bir çıkarı mı var ki…
Bulgaristan’da şöyle bir laf vardır: “İki tatar sokakta tesadüfen karşılaştı mı akraba gibi olur” derler. Bu söz hakikaten beni çok etkileyen sözlerden birisidir. Nüfusu azalan o küçük Kırım Tatar topluluğunda, nüfusla zıt oranda yaşanan o büyük millet sevgisi, kimi olsa duygulandırmaz mı? Sizler de zaman zaman tesadüfen tatarlarla tanışıyorsunuz, yüzyıllık vatan hasretindeki diasporada soydaşlarımız arasındaki bu doğal ve içten sevgi yavaş yavaş kayboluyor mu acaba, ne dersiniz?

Kırım gönüllülerinin ulaşmak istediği işin özünde ne bilgi, ne kültür, ne para… Bu elle tutulan, gözle görülen bir şey değil, çünkü bu sevgi. İletişim eksikliğinin, kaynaşamamanın sebepleri için birçok “bahaneler” sıralayabiliriz. Aslında millet sevgisinin sonucu doğan bire bir sevgi, tüm bahanelerin çöpe atılması için yeterli ve gerekli bir şart. Bu fikri bir slogan ile somutlaştırmak istersek şöyle diyebiliriz: “Milletini sevmek istiyorsan, önce en yakınındakinden başla!”. Ondan sonra dilimiz de ortak olur, kültürümüz de, herşeyimiz de.

Onun için ağzımızdan önce kalbimiz konuşacak!

Reklamlar