Mayıs 2004

Geleceğimize yön verirken temel almamız gereken ortak değerlerden birisi ailedir. Bunun için kendimize şu soruyu sormalıyız: “Geleceğin anne ve babaları olarak bizlerin özel hayata bakışı nasıl olmalıdır?”

Özel hayat kavramı ile ergenlikten erişkinliğe adım atarken yüzyüze kalıyoruz. Bu kavramı nasıl algıladığımız, karşı cins ile olan özel münasebetlerimizin biçimini belirlemektedir. İkibinli yılların başındaki gençlik olarak gemişteki kuşaklarından çok farklı bir çevre içersindeyiz. Bu çevre de doğal olarak algılarımızı etkilemektedir. Çevre bize sınırları doğru çizilmemiş bireysel özgürlükleri dayatmaktadır. Eskiden büyük aileler varken bunlar çekirdek ailelere parçalanmış, aile kavramı giderek zayıflamakta, evlenmeden yaşayanların sayısı giderek artmaktadır. (Slovenya’da mesela çocukların %40’ı evlilik dışı doğmaktadır.) Kuşaklar arası ilişkiler zayıfladıkça da geçmişten gelen ailevi değerler de geleceğe aktarılamamaktadır.

Kırım, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerde yaşayan gençlerimiz, ahlaki değerleri yozlaşmış ve birçoğu ateist olan yabancı gençlikle iç içe yaşamaktadır. Bu da gençlerimizin özel hayat konusundaki bakışlarını etkilemektedir. Kırım’da yaşayan bir gencimizin, ”aşk diye bir şey yoktur, seks vardır” sözü ve Romanya’da yaşayan bir başka gencimizin, “bir kız ile arkadaş olunmaz” sözleri bir kısım Kırım Tatar gençliğinin karşı cinse ve özel hayata bakışını ifade etmektedir.

Türkiye’de durum bu ülkelere nazaran daha iyi olsa da, ahlaki kültür olarak yozlaşma günden güne artmaktadır. Çetin Altan bir yazısında şu ifadeleri kullanıyor: “Yaptıklarının duyulmasını, görülmesini, yayılmasını isteyenler… Yaptıklarının duyulmasını, görülmesini, yayılmasını istemeyenler… Hangisi bizim memlekette daha çok bunların? Galiba ikinciler… Neden?” Aşınmaya yüz tutmuş aile yaşamının kutsallığının giderek yok olduğunu “kim, kiminle, nerede” tarzı televizyon programlarında görebiliyoruz. Bu programların gençliğin “özel hayat paradigmasını” olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz. Gençliğin diline düşen “özel hayatım kimseyi ilgilendirmez” sözü toplumsal değerlerin bir yana atıldığı, sınırları doğru çizilmemiş bireysel özgürlüğün ifadesi olmuştur. Türkiye, Batı’nın birey kültürünü doğrusu ve yanlışları ile beraber almıştır.

Özel hayat meşru mahremiyettir. Yani yapılan davranış ahlaki olsaydı eğer mahremiyet dışarıdan bozulsa dahi utanç oluşturmazdı. Eğer bir davranışımız vicdanımızda bir rahatsızlık yaratıyor ve bunu çevremizle paylaşmak istemiyeceğimiz bir şey ise bunun adı günahtır. Günahları ile yüzleşerek kendi içlerindeki ötürükten duran dengelerini bozmak istemeyenler, yapılan her türlü kepazeliği özel hayat ve çağdaş dünyanın bireysel özgürlüğü olarak görmekte, bu konuda sağduyulu davrananları ise geri kafalılıkla suçlamaktadırlar. Halbuki ilericilik ve çağdaşlık; insanları sıradan, düşünmeyen, sorgulamayan ve yorumlamayan, ahlaksız bireyler haline getirmek değil tam tersine bu gidişe karşı çıkmaktır. İnsanı insan yapan toplumsal, kültürel ve ahlaki değerleri tutarlı, saygı duyulan ve meşru hale getirmektir.

Medeniyet, dışarıdan getirilip gümrükte kontrola tabi tutularak bozulmuş ve çürümüş olanı denize atılan ve yalnız iyisi, sağlamı memlekete sokulan bir mal değildir. O, hava gibi, temiz ve pisi ile birlikte girer diyorlar. Bu fikir bir dereceye kadar doğru olabalir. Fakat şu da muhakkaktir ki ahlak ve karakter daha ziyade insanın, ailenin ve muhitın verdiği terbiyenin mahsulu, zihniyet ve akidenin neticesidir. Ahlaki yozlaşmanın önüne geçebilmek için teşkilatlarımız, mekteplerimiz, kitaplar ve gazeteler doğru bilinci oluşturmak üzere bu konularda ehemmiyet vermelidir.

Evlilik kutsal bir müessesedir. Bu nedenle evlilik öncesi de önemlidir. Bir insanın geçmişi onun özel hayata bakışını yansıtmaz mı? Evleneceğiniz insanın geçmişinin karanlık olmasını kim ister? Çok güvendiğiniz eşinizin sizden önceki geçmişi hakkında hoş olmayan bilgi almak sizin hoşunuza gitmez. Elbette her insan hata yapabilir. Ancak insanoğlu ne yazık ki kolay kolay günahları ile yüzleşip geçmişinin kara defterini kapatamamaktadır. Eminim ki her sağduyulu ve sevgiye inanan insan, geçmişini ders alarak silen ve hayatında yeni defter açan insanlara hoşgörü ile bakacaktır.

Biz gençlik olarak özel hayatımızı değerlerimize bağlı olarak yaşamalıyız. Gerçek aşk ve sevgi, bizim içimizdeki iyi niyetin, samimiyetin ve şeffaflığın göstergesidir. Bunlar olduktan sonra ilişkiyi aleni bir şekilde yaşamamak için hiçbir sebep yoktur. Sevdiğimizi aile büyükleri ile tanıştırmak bunun ilk adımı olmalıdır. Değerlere bağlı şekilde yaşanan özel sevgi ilişkisi, aleni olduğu kadar meşruiet kazanacaktır. Meşru olduğu kadar da “özel hayat” olacaktır.

Reklamlar