18 Ağustos 2004

Toplum yaşamı içerisinde bireylerin vicdanında duyarlılık yaratabilecek birçok olay vardır. Olayları olumlu veya olumsuz algılama yeteneğimize duyarlılık diyoruz. Olumsuz olayların oluşturduğu duyarlılık olumlu olanlardan daha güçlü olduğu için bu yazıda duyarlılığı daha çok olumsuz olaylar için kullanacağım. Doğa kanunları gereği her olumsuz etkiye canlılardan bir tepki beklenir. Belirli bir topluluğu etkileyen toplumsal bir olaydan bahsettiğimiz zaman ise verilen tepkinin toplumsal bir boyut taşıması gerekir. Halbuki bireysel duyarlılıkların toplamı toplumsal duyarlılık anlamına gelmiyor. Toplumsal duyarlılık olmadan da toplumsal bir tepki meydana gelememektedir. Birçok kişiyi etkileyen her olumsuz olay toplumsal duyarlılığa ve ardından toplumsal tepkiye dönüşmüyor. Neden acaba?

Duyarlı ve tepki verebilen toplum yolunda ilk engel bireylerin yıpranmış duyarlılıklarıdır. Zamanla bireylerin vicdanı birçok olaya karşı duyarlılığını yitirebiliyor. Çevresinden etkilenerek değer yargıları değişebiliyor, medeni cesaretini yitirebiliyor ya da toplumsal bir psikolojiye ayak uydurabiliyor. Mesela devlet dairesinde rüşvet alan memurları eleştiren bir kişi rüşvet verebilmektedir. Örneğin duyarlılığını toplum içersinde dile getiren bir kişi, çevresinden “Türkiye’yi sen mi kurtaracaksın?” cevabı ile karşılaşabilmektedir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Problemlerin çözülmeden devam etmesi de belli bir süre sonra duyarsızlığa da neden olabiliyor, olumsuz olaylar kanıksanıyor. Duyarlılığı yıpranmayan kişilerin çok azı da tepki gösterebilmektedir.

Bireysel tepkilerin başarıya ulaşması son derece zordur. Sorunu çözmesi beklenen toplumsal tepki için toplumsal duyarlılık gerekmektedir. Bireysel duyarlılıkların toplamı toplumsal duyarlılık anlamına gelmiyor demiştik. Bunu anlayabilmek için “toplum” tanımına bakmamız gerekiyor: “Toplum, yarı-kapalı bir sistem oluşturan bir insan topluluğudur. Bu topluluk üyeleri daha çok kendi aralarında iletişir ve etkileşirler ve aralarında hizmet, mal, bilgi alışverişi açısından sıkı bir dayanışma bulunur. Diğer taraftan, toplum, insanlar arasındaki ilişkiler ağı olarak da tanımlanabilir.” Görülüyor ki toplumun tanımındaki anahtar kelimeler iletişim ve etkileşimdir. Duyarlı bireyler kendi aralarında iletişmez ve etkileşmezler ise toplumsal duyarlılık ve toplumsal tepki meydana gelemez.

Problemi çözmek amacı ile bir araya gelen toplum belli bir düzen içersinde hareket edebilirse örgüt meydana getirmiş olur. Bu toplum ile sorunun çözümüne yönelik muhattabıyla arasındaki etkileşim ne kadar yoğun olursa, süreç içinde beklentilerin elde edilmesi o kadar daha kolay gerçekleşebilecektir. Temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçildiğinde, esas olan sivil toplumun görüş, düşünce, dilek, eleştiri ve yakınmalarının ilgili ve yetkililere aktarılabilmesidir. Bu aktarımın en iyi şekilde yapılabilmesini sağlayacak kanal ve mekanizmalar oluşturulmadan amaca ulaşılamayacaktır. Birey, yurttaş veya halkın bu aktarımı doğrudan yerine getirmede yetersiz kaldığı durumlarda, gönüllü kuruluşlar bir arayüz olarak işlev görmeliler.

Duyarlı ve tepki verebilen toplum olabilmenin tek yolu e-Toplum olabilmektir. Bu doğrultuda bireylerin kullanacağı bilgi ve iletişim araçları meydana getirmek gerekiyor. Ancak bu şekilde geniş kitlelerde duyarlılık oluşturulabilir, bireyler arasında iletişim ve etkileşim tesis edilerek duyarlılık toplumsal boyuta çıkarılabilir, toplum içersinde bir düzen oluşturarak da toplumsal tepkiler ortaya çıkabilir.

Reklamlar