Fotoğraf çekilirken neden yüzünü kapadığını sormuştum. Sadece “istemiyorum” diye cevap vermişti. Sonra bir şekilde ikna edilmiş, arkadaşlarıyla beraber iken fotoğraf çekilmesine izin vermişti. Sonra karar değiştirmiş, çekilen fotoğrafların bilgisayardan silinmesini defalarca benden istemişti. Yüzünün kapalı olduğu fotoğrafları onun gözleri önünde sildim.

Birkaç saat sonra onca yolu teperek yine yanıma gelip diğer fotoğrafların da silinmesi için yalvarıyordu. Bu defa odada sadece ikimiz vardık. Bu defa bu fotoğrafların neden silinmesini istediğini sordum. İyi ki sormuşum…

Sözleri tren gibi üzerimden geçiyordu. Başta kendisini beğenmediğini söyledi. Okulda samimi olduğum kız arkdaşım çok güzel, mavi gözleri var, ben onu çok beğeniyorum, dedi. Onun gibi güzel olmak isterdim, gibi hayranlığını ifade eden sözler söyledi. Sözleri seri halde geliyordu. Bir anda duyguları çıkış yolu bulmuştu. Mavi gözlü sarışın göklere çıkarken kendisi yerin dibine giriyordu.

O anda geçmişime bir yolculuk yaptım. Ben sadece Tatar kızlarına aşık olmuştum, belki de sadece o bir çift çekik göz için… O gözler bir yana, güzellik bir yana… Gözler için birkaç satır şiir de yazmıştım:

O kozlerin bar ya mağa qaragan,
Hani uzaktan uzaktan qatıma cılışkan,
Perçemini de perde kibi qullanğan,
Ettiler meni sarfoş, darmadağan.

Közlerime oldun sen qumandan,
Qalbim teşilecek kibi olur,
Qarayamayman sağa dogrudan,
Baqışamam senin iznin bolmadan.

Bizim çekik gözleri resmedebilmek için yumuşak uçlu 2B kalem alıp bıçakla ucunu açtığım günleri hatırlıyorum. Bizim gözlerdeki güzellik çok güzel bir kavisle hayat buluyor. Çevrenizdeki gözlere bakın o inceliği farkedeceksiniz.

Aslında göz de o kadar önemli değildi. Maksat öz halkından birisini sevmek idi. Gözler bunun simgesi… Gözler sadece güzel bir bahane, güzel bir teşvik primi idi. Bazen prime kanıp kontrolü elden kaçırdım, o baştan çıkarıcı güzellik kavramını dahi kaybettiğimi ancak çevremdekiler sayesinde farkına varabilidim. İç güzellik yönünden baktığımda ise nedense o vakitler vicdanımın eli kolu bağlanmıştı. Nedense onlara karşı çok iyimser olmuştum.

Geçmişe yolculuğum esnasında içimdeki baskı büyüdü. İçimden: “Eyvah gözyaşlarım geliyor” dedim. Bu arkadaşımın değer vermediği bu bir çift çekik gözden dolayı yaşadığım sıkıntıları anlatma ihtiyacı hissettim. Benim gibi birçok insanın o gözler sayesinde bu gözlerin sahiplerine ne kadar çok değer verdiğini söyledim. Ama ne yazık ki o insanların onlara verilen bu değerin farkına varmadıklarını bu nedenle sevenlerin birçok acılar çektiğini ifade ettim.

Bu göz beğenisi ne kadar basit görülürse görülsün, bu beğeninin temellerine inildiği veya bu beğeninin yol açtığı sevgiye bakıldığı zaman, kalp gözü ile bakabilenler ulvi bir duygu ile karşılaşacaklardır.

Kızcağız anlatmaya devam ediyordu. Arkadaşlarının kendisi ile dalga geçtiğini, “Çinli”, “Japon” veya “Ayumi” dediklerini söyledi. Okulda başarısının kıskanıldığını hissettiğini söylüyordu. Okul birinciliğinin sadece Tatar olduğundan dolayı alındığını düşünüyordu. İlkokula başladığında, evinde sadece Tatarca konuşulduğundan, konuşurken yaptığı yanlışlar ile dalga geçildiğinden yakınıyordu. “Sen benim yaşadıklarımı bilemezsin” diyordu. Herhalde çevresinde onun hissettiklerini en iyi anlayabilecek kişilerden birisi ben idim. Bulgaristan’da “Pis Tatar”, “Barbar” diye bizimle nasıl dalga geçildiğini çok iyi hatırlıyorum. Beni o zamanlar üzen kendi Tatar kimliğim değildi, arkadaşlarımın sadece beni üzmek için böyle yollara başvurması hoşuma gitmiyordu.

Bulgaristan’da ben de onun gibi çok başarılı idim. Bana hatta “vunderkind” derlerdi. Okulda en çok popüler öğrencilerden birisi idim. Hiçbir zaman kıskanılıp kıskanılmadığımı düşünmedim. Özgüvenim vardı. Hiçbir zaman kendi kimliğimden, kendi bedenimden utanmadım. Benim günahım ne ki utanayım? Allah bizi böyle yaratmış, hem de çok güzel… O göz kavisi….

Arkadaşıma kendisi ile barışması için yollar gösterdim. İnsan kendisini başta kendisi beğenmese başkasının beğenmesini beklememesini söyledim. Mesele sadece ve sadece kendisi idi. Değişim yolunda adımlar atmaya başladı. Benim katkım olursa çok bahtiyar olacağım.

Tesadüf ki ben onu tanıyordum ve tesadüf ki bu konu açıldı. İyi ki insanlara zor durumlarında yardımcı olma isteğim var, ben vererek mutlu olabiliyorum.

Yine geçmişe baktığımda dış görünüşü bakımından kendisi ile barışık olmayan insanlar gözümün önüne geliyor. Güzel olayım diye ya kendini çirkinleştirenler ya da görünüş için gereğinden fazla para harcayanlar mesela… Erkeklerde genelde böyle bir çatışma olmaz. İç çatışmayı farklı şekillerde de farketmeniz mümkün. Kendini beğenmeyen insan karşılıklı beğenme olayında insiyatifi tamamen karşısındakine bırakmıştır. Bu zaaftan yararlanmak isteyecekler elbette ki olacaktır. Neden bir kadın ilk defa gördüğü ve kendisine özel bir ilgi dahi göstermeyen şaşı bir erkeğin cep numarasını almak istesin? Yaratılış gereği poligamik olan bekar bir erkek de ahlâk denilen şeyden nasibini almamışsa karşısına çıkan “güzel” fırsatları kaçırmaz. Bir de bu erkeğin yakışıklı ve ilgi gösterdiğini bir hayal edin. Kadın iş işten geçtikten sonra bu erkeğin gerçek niyetini anladığında yaşayacağı duygusal çöküntüyü tahmin edebilirsiniz.

Psikoloji kitaplarında insanların yüksek bir oranda denk güzellikte eşlere sahip olduklarını yazar. Güzellik açısından fark büyük olduğunda bilin ki bir terslik var.
Üç ihtimal vardır:
1. Notterdam’ın Kamburu – Esmeralda aşkı…(Buna diyecek bir şey yok)
2. Bakan veya İSKİ Müdürü – sekreter “aşkı” (Örnekler çoğaltılabilir: Süreyya – Antrenör, bizim Gülay – Orhan A., İbo – A, B, C, D.. Asena…??N, )
3. Kırım Tatar kızı – kıro “aşkı”…

Şu üçüncü ihtimal tamamen şu yukarıda bahsettiğim sebep nedeniyle ortaya çıkıyor. Bu arada Tatar kıroların da olduğunu malesef üzülerek söylemek zorundayım. Bunlara şahit oldum. Birkaç sapık forumumuz vasıtasıyla MSN adresimi almış o sayede tanıma fırsatım oldu. Bu mahlûkların çıkış sebebi de ya gâvurlarla ya da magandalarla beraber yaşıyor olmalarıdır.

Ara sıra Tatarlarda ikinci ihtimal örneklerine de rastgeliyorum. Bunlar fiziklerine güvenmedikleri gibi kariyerlerine, kişisel kapasitelerine de güvenmemektedirler. Bunlar gibilerin de amaçları belli olduğu için eşi kıro olmuş veya olmamış farketmiyor. Bunlar bana Türkiye’de evlenen Nataşaları hatırlatıyor. Hem “2” var hem de “3”

Benim teyzemin kızı (kardeş torunuyuz) genç kızken “evlenmeyeceğim” diyordu. Sonra İspanyolca öğrenmek istedi. İspanya’ya, sonra da Meksika’ya gitti. Yanında çalıştığı yarı kızılderili varlıklı bir Meksikalı ile evlendi. Şimdi iki çocuğu var. Bir daha Bulgarsitan’a yaşamak için dönmeyecek. Bunun gibi Amerika Birleşik Devletleri’nde, Kanada’da, Avrupa memleketlerine gidip gâvurlarla evlenenler veya evlenmek isteyen çok Kırım Tatarı var. Halbuki kendilerine güvenseler…

Çevrenize bir bakınız şu yukarıda söylediklerime benzer, hatta aynısı diyebileceğiniz örneklerle karşılaşacaksınız. Ben ne yapabilirim, dünya böyle işte, yavaş yavaş bir şeyler yok olup gidiyor diyebilirsiniz. O zaman şu hepimizin bildiği “kumsaldaki deniz yıldızları” hikayesini hatırlayın. Belki sizin yardımınızı bekleyen bir çift çekik göz vardır.

Reklamlar