You are currently browsing the monthly archive for Aralık 2005.

(Türkiye Cumhuriyeti) Türk Dil Kurumu sözlüğünde “ana dil” için şu tanımlama yapılıyor: “Başka diller veya lehçeler türetmiş olan dil.” Bu tanımlama dil bilimi açısından yapılmış bir tanımlamadır. Günlük hayattaki “ana dil” ise “annemizden öğrenmiş olduğumuz dil” anlamında kullanılmaktadır.

Bu iki tanımlama farklılığı dolayısı ile birçok tartışma olmaktadır. Bu tartışmalarda genelde eleştiren, hücum eden taraf Türkiye Türkleri’nden birileridir. Türk topluluklarının kimlik adları tartışmasında olduğu gibi burada da haddini aşan dayatmalar ile karşı karşıya kalınmaktadır. Kimlik adı tartışmasını biraz hatırlatırsak, Türkiye dışındaki Türk topluluklarının kimlik adları için “coğrafi ad + Türkleri” tamlaması “münasip görülmektedir”. Bazı dayatmalar öyle dereceye varıyor ki Kırgız, Kazah, Uygur, Tatar… vs. gibi belli bir coğrafik yer adı tanımlamayan şüphesiz ki Türk adları olan bu kelimelerin tek başlarına kullanılmasına karşı çıkılmaktadır. Hele ki kimlik adı konusunda eleştirilen Türk topluluğunun devleti yoksa vay haline! Garibanlarımın kimlik adları konusundaki iradelerini savunacak diplomatik kurumları da yok. Bariz bir şekilde bu Türk adları tarihten göz göre göre silinmek istenilmektedir. Bu hareketle günümüzde ve tarihte o kimlik adı ile var olmuş topluluğu soykırıma uğratmaktan farklı bir şey yapılmıyor. Ha adını silmişsiniz ha halkın kendisini…

Türkiye’de, Türkiye dışındaki Türkleri anlayabilecek ve buna göre hareket edebilecek adamlarının son derece az oluşunu son derece doğal buluyorum. Atatürk’ün Türkiye’ye bıraktığı Türklük ideolojisi mirasının bu kadarının kalmış olduğuna da şükretmeli belki de. Türkiye dışındaki Türklerle işbirliği içersinde olan camiada kimin kim olduğunu bilen dostlarımız, kimlerin hakikaten daha cana yakın, samimi, içten, anlayışlı olduğunu bilirler. Bu kişilerin bu başarıyı nasıl yakaladıklarını merak eden oldu mu? Onlar her zaman “bizden biri” olmuşlardır.

Peki geriye kalanlar? Onlar ki ülkelerinin adı Türkiye diye Türklüğün merkezini Türkiye sananlar… Onlar ki Türkiye’nin topraklarını kutsallaştırıp tüm Türklüğün anavatanını Türkiye yapanlar… Onlar ki Türkçeyi sadece Türkiye Türkçesi’ne hapsedenler… Onlar ki Türkçülüğü sloganlarla ancak yaşayabilenler… Hiç şaşırmıyorum… Milli Tarih, Milli Coğrafya, Türkçe derslerini sadece Türkiye ekseninde okuyan sıradan insanlardan daha fazlasını beklemek, bundan dolayı da onları suçlamak haksızlık olur.

Türkiye dışındaki Türklerle daima problemi olan “düşünürlerimiz” kendi arkalarının sağlam olduğunu, Türklükle, Türkçe ile alakalı herkangi bir adlandırma konusunda daima haklı olduklarını düşünüyorlar. Ne de olsa devletlerinin adı Türkiye, vatandaşlarının adı Türk, edebi dilin adı Türkçe…

Başka Türk topluluğundan birisi kendi halkı için “millet”, konuştuğu dil için “dil” derse bizim bazı Türkiye Türkleri hemen savaş boyalarını sürüp ortaya çıkarlar. Vay Türklük elden gidiyor, Türklük parçalanıyor!!!… Hemen siyaset, soybilim ve dilbilim lügat bilgileri ortaya serilir… Akıllarınca başka bir Türk topluluğunun “millet” sınıfına terfi etmesine mani olurlar. Peki onların düşüncesi boyunca Türkiye Türkleri ne hakla millet sınıfına terfi etti? Türkiye’de millet sözü çok kullanılır ve neredeyse hiçbir zaman geniş anlamda Türklük kastedilmez. Türkiye Türkçesi ne zaman lehçe olmaktan dil sınıfına terfi etti? Ders kitaplarının adlarına bakınız: Türkçe, Türk Dili… Bu kitaplarının içersinde Türkiye Türkçesi dışındaki lehçeler de öğretilse bu tanımlama geçerli olacak, ama Türkiye’de diğer lehçeler milli bir değer taşımıyorlar ki!? Türklüğün yılmaz savunucuları, doğru sözcükleri belirleme ve kullanma kılavuzu dostlarımız kendi ülkelerindeki büyük çarpıklıkları görmüyorlar da dışardaki birisinin annesinden öğrendiği dil için “ana dil” demesini esefle karşılıyorlar.

Türk milleti olarak uzun bir süre ayrı yaşadık. Bu tip tartışmaların olması son derece doğaldır. Dil ve millet tartışmaları, ortak bir edebi dil ve birleştirici bir siyasi kimlik meydana gelinceye kadar devam edecektir. Hatta ondan sonra da “enternasyonalist” düşünce ile tartışmalar sürüp gidecek.

Türkiye Türkü dostlarımıza dil ve millet konularında önce iğneyi kendilerine çuvaldızı başkalarına batırmayı denemelerini tavsiye ederim. Aksi halde yarar değil zarar getirirler. Türkiye’de yaşamış
kökü dışarıda olan birisi olarak Türkiye’deki bazı kişilerin hangi fikirsel altyapıda yetiştiklerini bildiğim için benim açımdan pek bir zararı yok. Ancak Türkiye’yi ve bu kişileri bilmeyen Türk kardeşlerimiz bu tip dayatmalara her zaman tepki göstereceklerdir. Bu da birliğe malesef çok zarar verecektir. Aman çok dikkatli olalım, benden bir dost tavsiyesi…

Reklamlar

“Etmen raqı, Tatar’nıñ aqqı” lafını eşitkende aqlım hep Spielberg’in “Into the West” filmi aqlıma kelir. Amerika’ga yerleşken İngilizler Batı taraflarına köçüp kelgende yanlarında içkilerini de ketireler. Bu içkini de kızılderililerge tanıtmakta vakit qaybetmezler. İçkini alışverişlerde qullanmağa başlarlar. Kızılderililer atlarını satqanda silah isterler ama onlarga içki berirler. İşte bunday alkolik kızılderililer ortaga çıkar.

Men o filmni qarağanda cılay edim. Neşın dep aytsanız, çünkü aynı hikayeni bizim Qırımtatar halqımız da yaşadı. Tek farq bar edi, İngilizler tuvul, Rus askerleri ve Rus kolonistleri bar edi… Onlar da İngilizler kibi, kelgende yanlarında merhametsizliklerini, vahşiliklerini, orospularını ve pisliklerini de ketirdiler. Merak etkenler içün Cengiz Dağcı’nın “Onlar da insandı” romanını tavsiye etemen.

Eğer Ruslarnın yapqanı zulümler, tecavüzler vs. sizin içün müim degilse “Etmen raqı, Tatar’nıñ aqqı” demege devam etiniz… Rus tecavüzcüler işte o maqtağanınız, “Etmen raqı, Tatar’nıñ aqqı” dep Tatarlar içün meşrulaştırdığınız raqını içip…

Nasıl olsa içkenler öbür dünyada cezasını çekecek dep mağa ne dep bolmaz…

“Etmen raqı, Tatar’nıñ aqqı” degen barsa men de aytaman:
“Şay bolsun, zehir – zıqqım bolsun”

İşte bu yazını mağa yazdırtqan yazı:


Anav MeretAkayı birevi “etmen rakı, Tatar’ın akkı” degen. Tora aytkan. Etni aşar, rakını içer, kiypine karar Tatar. Vakti zamanında işten bunday kop kop et aşap rakı içilgen bir Tatar köyünde üç kart bir araga kelgende içlerinden birevi
“Akaylar, yaşlarımız bayagı boldu. Endi acige ketme vakti kelmedi mi, dep ortaga bir laf aktan. Anav birevleri “Emen ketiyik” demegenler.
“Kısmet bolsa, bolur be !..” dep kaçamak bir şiyler aytkanlar. Lafnı ortaga aktan soyu:
“Akaylar ! Alımız vaktımız aruv, savlugumız da yerinde. Kudaynın da emırı. Ta neçün savsaklamaga ograşasınız şo ?” dep sorganda pek ketimkâr bolmaganlardan birevi sonunda avuzından baklanı çıkargan:
– Tora aytasın ekem. Ketmesi de kolay, kelmesi de. Alımız da aruv, vaktımız da. İlle ve lâkin, kaytkan son, anav meretke tövbe etmek kerek de, degen. “Meretke tövbe” lafın tuygaman, işler teran kıyışkan. Kel zaman, ket zaman, kunler kelip keçken. Bular er rakı içip aygan son “Emen taşlasak da bolur be, endi tövbe etsek de bolur be !..” diy diy sonunda acıga ketmege belsengenler. Uzun etmiyik, muratlarına ergen, aciga ketip kelgenler. Tabii, aramga da tövbe ta. Tövbesine tövbe de, bular köyde yaşagan kişiler. Em de köyün balaban akaylarından, acı efendilerinden. Kayda toy bar, başta bular şakırtuvlı. Eee Tatar da armannı köterdimi tura mı ? Er yakta toy. Em de Tatar toyu. Rakısız toy yok. Erkes aşay, içe. Bizimkiler sade aşay, içkenlerge karay. Halk kebapnı şaynay. Bostanın cuta, artından rakısın soza, kiyplene de kiyplene. Olarga karap bizimkiler de tamşana ta. Konakbaynın birevi bularnın tamşanganın korüp katlarına bargan. “Akaylar sizge de birer kade ciberiyim mi?” degen. Acılardan birevi kızgan körünüp “Şaşmalay berme ! Bizim acı bolganımıznı bilmeysin mi ?” dese de, bizim konakbay “Köpten beri içmeysiniz, sagıngansınızdır, bir kadeden ne bolacak şo ?” degende acılar birbirevine karagan. Konakbay da cuvurıp bularga rakını da, mezeni de cibergen. Aldlarına rakı kelgende dayanamaganlar ta. Bizim efendi akaylarga keyif, toyga da neşe kelgen. Kulüp, oynap anlata ekende yatsı vaktı kelgen. Minareden ezan sesi tuyulgan. Ezan seseinen barabar içlerinden birevi “Bari namaznı taşlamayık, barıp yatsını kılayık da keliyik” degen. Anav birevleri de tastiklegenler. Üçevi de camige ketip namazga turgan. Namazga turmasına turganlar da, içlerinden birevi secdege barganda birtta turalmagan. Katındaki arkadaşı ekinci secdege barganda türtken, “tur, tur, ayıp bolayatır” dep.
Catkan soyu “maga boldu, ber Acı Ametke !..” diy eken.

—-

Yazılan yazı Eskişehir Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin yayın organı olan Kırım Postası’nın 23. sayısında çıkmıştır. Hazırlayan Zeki Onsoy’dur. Bu yazı Internet’ten gelmiştir.


Rakı ne halge ketirir kormek isteseniz:

Alkol bu hale getirir


Nameless Girl

Originally uploaded by timurblog.

Bu gördüğünüz adsız kızçıknın anası Syphilis hastası, babası da yok. Annesi de sonunda terk etmiş onu. Şimdi Akmescit’in soğuk bir hastanesinde pediatri bölümünde yapayalnız…

Çocukluğumu hatırlıyorum da… Küçükken bir bidondaki deterjanı su yerine içmiştim. Hemen hastaneye yetiştirdiler. Hatırladığım son şey lastik borulu bir şeyi burnuma koyuyorlardı. Herhalde anestezi içindi… Uyandığımda hastanede bir odada yapayalnızdım. Yüksek pencereden aşağıya bakar acaba annem orada mı merak ederdim. Bazen hemşire gelirdi. Onu sevmemiştim. Dışarıya çıkmak istiyordum. Niçin kapatılmıştım? Ben iyiydim! Odaya kapatılmaktan hemşireyi suçluyordum. Annem ve teyzem gelmişlerdi beni ziyaret etmeye. Onlardan ayrılmak ne kadar zordu… Kapalı bir odada, yapayalnız, cezalandırılmış…

Akmescit’te Tıp Fakültesi’nde okuyan Malezyalı bir arkadaşımın güncesinden aldım bu fotoğrafları. Bu dünya nereye gidiyor sorusunu sordurtan bir güncel bir yaşam hikayesini bizimle paylaşmış. Ben de bu duruma kayıtsız kalamadım, paylaşmak istedim…

Rusları sevelim ya da sevmeyelim, eğer içimizde biraz insanlık kaldıysa bunlara duygulanmadan kalmak olur mu? Anasına ve meçhul babasına istediğimiz kadar küfredelim, o sabinin suçu neydi bu dünyada? Ya bizim ruhumuz bedenine kavuşurken biz o zavallının yerinde olsaydık?

Biz dünyanın gidişatına ne kadar kayıtsız kalabiliriz? Bizim gençlerimiz, gelecekteki çocuklarımız işte bu balanın ana ve babasının gibi birilerinin komşusu olacak, aynı okulda okuyacak, aynı işte çalışacak, aynı barda – diskoda eğlenecek, vs. İstediğiniz kadar balanızga eğitim verin, çevreden nasıl koruyacaksınız?

Nameless Girl Nameless Girl Nameless Girl

Bu yazının asıl kaynağını merak ederseniz…

Yine aynı kızçıknın yer aldığı bir başka sayfaya bakmak isterseniz…

Bugün Müfide İnselel’i tanıma imkanım oldu. Arkadaşım Emre Kırımtay onun web sitesi adresini verdi. www.mufideinselel.com Onun biyografisini okudum. Biraz hüzünlendim. Babası çok genç, 40′lı yaşlarının başında vefat ediyor. Bir evlilik yapıyor ve eşinden ayrılıyor. Bir kızı var, Sera… Onu kendi başına büyütmeye çalışıyor. Bu hayat hikayesini okuyunca çevremizdeki buna benzer hikayeler aklımıza geliyor. Bu Tatar kızlarına; “siz yalnız değilsiniz, yanınızda biz de varız” diyesiniz geliyor. Ama bizim Tatar kızları güçlüdür, acınılmak hoşlarına gitmez, onlar mücadelecidir, güçlüdür. İşte güçlü bir Tatar kadını daha: Müfide İnselel. Belki sanat yaşamında bugünkü yere gelmesi doğru zamanda doğru yerde olması ve yine Eskişehirli ve söylentilere göre Tatar olan Emel Müftüoğlu sayesinde olur. Onu tanıyınca insan gurur duyuyor.
Helal olsun!
Yolun açık olsun Müfide!

Fasulyeden klibini indirmek sağ tuşla tıklayıp “farklı kaydet” seçeniğini işaretleyiniz.

Müfide İnselel’in resmi sitesinden farklı bir sitedeki biyografiyi paylaşıyorum.

Müfide İnselel

18 Kasım 1965 Eskişehir doğumlu sanatçımızı henüz beş yaşında başladığı konservatuar serüveni onu bu günlere getirmiş. Tiyatrocu bir ailenin minicik kızları kocaman yüreğine engin müzik bilgisini de katarak müthiş bir albüm çıkarmış. Onu sadece müzisyen olarak değil tiyatro tozuna bulanmış biri olarakta tanımlaya biliriz. Tevfik Gelenbe Tiyatrosu, Salih Kalyon Tiyatrosu, İnselel Tiyatrosu tozuna bulanmakla gurur duyduğu sahneler. 1982′de Şan Müzükhol’ünde, Hababam Sınıfı Müzakali’nde oynamış.

Onun ismine çok rastladık bilmeden… Yazdığı sözleri söyleyiverdik bir ağızdan, bestelediği şarkılarını mırıldandık. Tanıdığımız isimlerden, söz ve bestesi Müfide İnselel’e ait bir çok şarkıyı
dinledik. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz…
Funda Arar – “Özledim”, “Aşksız kal”
Zeynep Casalini “Refakatçi”, “Delilik”‘, “Üşüyorum”

Nilgül – “Pış pışla”
Demet Sağıroğlu – “Tabu” ve “Mandalina”
Aşkın Nur Yengi – “Biz hani” adlı şarkıların sözleri – müzikleri

“Bir istanbul Masalı” soundtrack albümünde yer alan Funda Arar’ın söylediği “Kördüğüm”, “Aliye” soundtrack albümde Zeynep Casalini’ den dinlediğimiz ” Bir gün beni özlersen” adlı şarkıların ise sözleri Müfıde inselel imzası taşıyor. Müfide İnselel, ilkleri yaşayacağım dediği yeni albümünde Febyo Taşel’in aranjesiyle şekillenen şarkılarında Müfıde inselel, bizi sözleriyle yine düşündürmeye, melodileriyle neşelendirmeye davet ediyor.

Bu davet karşısında dinleyeceğiniz şarkıların adları ise: “Telaş”, “Ben nerdeyim”, “Be-ce-re-me-dim”, “Fasulyeden”, “Terk ediyorum”, “Git gidebilirsen”, bunaldım”, “Söz veriyorum”, “Tükenmeden alınız”, “yok öyle bi sevgili”, “Vasati 40 çöp”, “Lades”.

Tüm bunların yanı sıra, 14 yaşında Sera isimli bir kızı var. Biyografisine ek olarak kendi ağzından bizlere seslenişi şöle olmuş ; “Tek gailemiz , biyolojik olarak adı konamayan, o dokunulmaz yerlerinizde hoş tatlar bırakmak”

Diaspora’da kendini strateji uzmanı zannedip Kırım geleceği konusunda fikirlerini zahmet edip paylaşan soydaşlarımız pek çoktur. Sanki parazitli ve dalgalı görüntüsü olan bir televizyon kanalında yayınlanan futbol tartışma programları gibi bunlar da e-posta listelerinde kendilerine muhattap bulup tartışırlar. Birileri Kırım’ı düşünüyor ve konuşuyor diye mi sevinelim ve parazitlere katlanmayı göze alıp, kanalı kaybetmemek için hiçbir kanal ayarı yapmayalım mı? Yoksa eski yöntemlerle televizyonun tepesine yumruk vurup parazitlerden kurtulalım mı? Diaspora’daki üç beş adam Kırım’ın geleceği konusunda ne yüzle konuşabiliyor? Bunlar karşılık bulmazsa kendilerini bir şey zannetmeye devam edecekler… Küsüp giden “stratejist” varsa, def olup gitsin… Allah’a şükür ki milletimize bunlardan çok vermiş, harca harca bitmiyor… Birazını ihraç edelim de karşılığında iş yapan adam ithal edelim.

Kırım’da yaşayan dostlarımız bize hep sorarlar: “Sen ne zaman Kırım’a dönüyorsun?” Bu soru karşısında ne cevap vereceğimizi şaşırır, durup düşünürken ardından bir soru daha gelir: “Sen gelmezsen, o gelmezse, kim gelecek?”. Kırım Derneklerinde sorumluluk alıp çabalayan kişilerde gördükleri parıltıdan sonra ümit kırıcı cevaplar alan dostlarımız kim bilir diaspora için neler düşünmeye başlıyor. Kırım’a geri dönüş konusunda dostlarımıza anlamlı cevap vermek isteyenler genelde şöyle bir cümle kullanıyorlar: “Biz halkımızın uyanışı için çalışıyoruz, diaspora uyanacak, Kırım’a yardım edecek”. Bu çok mantıklı gelen cümlede bile dönüşten bahsedilmiyor. Kırım meselesi ile daha az alakalı ve fedakar olanlar tabii ki daha çok bireysel olarak düşünüyorlar, onlar da şöyle diyorlar: “Ben kariyer yapacağım, zengin olacağım, Kırım’a yardım edeceğim”. Ölme eşşeğim, ölme… Bu cümlede de koşul gözümüze çarpıyor, Kırım Tatar millî kurtuluş davasına hizmet etmek zengin olma koşuluna bağlanmış. Zengin olma konusunda iddialı olan arkadaşlar neden Kırım’da, ya da hiç değilse Ukrayna toprakları içersinde zengin olmayı hayal bile edemiyorlar? Bugün belki diasporadan vatana geri dönüş konusunda kimse bir plan ve proje ileri süremiyor, ama diaspora teşkilatlarımızı ileri seviyeye getirdiğimizde önümüze yeni ufuklar açılacak, önce Kırım’a dönüşü hayal edenlerin sayısı artacak, ardından Kırım’a dönenlerin…

Kırım’da yaşayan bir kardeşimizle kim yüzleşmeye cesaret edebiliyor? Kırımdakiler boş konuşan adamlara demez mi: “Ya siz diasporadakiler Kırım Tatarları’nın geleceği için konuşmayı çok biliyorsunuz! Kırım’a geri dönmek istemiyorsun, Kırım’da bana yardım etmiyorsun, ben artık senden bir şey beklemiyorum, kalmadık senin boş laflarına, palavralarına… Hiç değilse kendin için bir şey yap! Ne diaspora cemiyetlerine maddi ve manevi destek yapıyorsun, ne de bu cemiyetlerde halkınla bir arada oluyorsun, hiç değilse çocuklarına atalarından bir şey miras bırak da o bari Kırım’ı bilsin, atalarını bilsin, bu globalleşen dünyada vatanını ve atasını bilmeyen bir piç gibi horlanan ve aşağılanan bir zavallıcık bala olmasın!”

Biz diasporadakiler Kırım hakkında konuşmayacağız mı hiç? Elbette, amma evvel şu yüzümüzü kızartan meseleleri çözerek başlamalıyız. Çocuğunu gerçek milliyetçi olarak yetiştirmiş ana ve babalar Kırım’ı azat etmiş kadar büyük bir başarı göstermiş olurlar. Bu çocuklar ana ve babaların yapamadığı işleri yapacak. Cemiyetlerimizi somut katkılarla büyütecek ve güçlenderecek, bu cemiyetler de diasporada sanki ölüm orucuna girmiş ve ölümü bekleyen halkımızı ayağa kaldıracak.

Kırım’ın geleceği ne olacak sorusunu sorma ve düşünme hakkı herhalde en son diasporadakilere düşüyor. Biz asli ve asgari görevimiz olan çocuklarımızı Kırım’ın geleceğine hazırlamayı ihmal ettikten sonra biz daha çok konuşmaya devam eder, daha çoook hayaller kurar, diasporadaki Kırım Tatarları yok oluncaya kadar kendimizi Kırım’ın kurtarıcısı zannetmeye devam ederiz…

Kimin diasporadaki Kırım Tatarları’nın kaybedilişine canı ağırıp, canı gönülden fedakarlıklar yaptığı ortada. Geri kalanların hepsinin sözleri boş… Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. En iyisi mi biz hiç canımızı ağrıtmayalım… İşimize bakalım, en iyisini yapmaya çaba gösterelim. Gelecekte de bizim yapamadıklarımızı yapacak balalar yetiştirelim!

Kısaca

Timur Berk, Kırım Tatar gönüllüsü. 18 Nisan 1979 tarihinde Bulgaristan'ın Hacıoğlu Pazarcık (Dobriç) şehrinde doğdu. 1989 senesinde Türkiye'ye göç etti. İstanbul'da Şair Baki İlkokulu, Tuna Liesesi, Mobil Ortaokulu, Çapa Ortaokulu, Şehremini Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümlerinde okudu. Şimdi vatanı Kırım'da mesut bir şekilde yaşıyor. Halen bekar olan Timur, yabancı dil olarak İngilizce, Bulgarca ve Rusça biliyor.

Sayfalar

RSS qirimtatar.net

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

RSS qirimtatar.net-video

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

RSS Journalism

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Kırım fotoğrafları

İstatistikler

  • 33,176 ziyaretçi