Gelecek zaman içinde, kalbur saman içinde Türkiye çok zor duruma düşmüş. Sene 2039. Amerika, Rusya, Avrupa Birliği ve Çin kozlarını paylaşmaya karar vermişler.Eski dünyanın merkezindeki Türkiye stratejik konumu nedeniyle savaşın ortasında kalmış. Türkiye devleti diye bir şey kalmamış, halk kırılmıştı. Ölüm, açlık, hastalık…

Akıl almaz vahşet yaşanıyordu. Askerlerin kasklarında bulunan kameraların çektiği eziyet, tecavüz, barbarlık anında Internet’te yayınlanıyor, karşı taraftaki milletler yıldırılmak isteniyordu. Taraflar arasında kalan halk ne yapacağını şaşırmıştı. Halkın büyük bir bölümü öldükten sonra savaş sona erdi. Türkleri hainlikle suçladılar.

Aslında kendi çıkarları için büyük tehlike olarak görüyorlar idi. Haçlı seferlerindeki atalarının kanını yerde bırakmak istemiyorlardı. “Madem ki Türksünüz haydi Türkistan’a!” deyip sürdüler. Sene 2044…

Yıllar geçti. Türkiye Türkleri ata yurtları olan Türkistan’a alıştılar. Evleri oldu, güzel işler buldular. Her şey çok güzeldi. Günün birinde birileri sormaya başladı:

“Biz Anadolu’da yaşıyorduk, orası bizim vatan idi, biz vatanımızı seviyoruz, bizim elimizden zulümle alındı, biz geri döneceğiz ve orası tekrar bizim olacak” demeye başladı.

Özgür Karahan’ın büyük torunu Azat Karahan “Anadolu Haber” diye bir e-posta topluluğu kurar. Burada vatanını sevenler birbiri ile tanışmaya, vatan hasretini gidermeye çalışır, gelecekte de Anadolu hayalini kurarlar.

Bu topluluğun bir üyesi olan Alparslan Vatansever de vardır. Dedesi Mete Vatansever’in vasiyetinde yazan “ekmek yediğin yer vatandır” sözüne istinaden “Ben Türk’üm ama Anadolu’yu vatanım olarak görmüyorum” der.

Grupta hiçbir tepki olmaz.

İşte ondan sonra dünyada olağanüstü olaylar meydana gelmeye başlar.

Başta III. Dünya Savaşı’nda şehit olan Türk askerlerinin ruhları uyanır. Ardından Stalin’in sürgününde ölen şehitler… Sonra Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale şehitleri. Balkan, Yemen şehitleri… Rusların tecavüz ettiği kadınlar…

Hepsi uyanır…

Yürüyüşe başlarlar…

Ağır ağır…

Adım adım…

Ruhlar isyan etmiştir. Bu dünyada onları savunan kalmamıştır. Bizi savunan yoksa, biz hallederiz diye yola çıkarlar…

Her adımda Alparslan Vatansever bir korku hissetmeye başlar… Ama niçin korktuğunu bir türlü uyanamaz… Sonra yavaş yavaş bir şeyler belirir… Gündüz vakti sanki rüya görür. Gece ise işkence eden kabuslar. Hep ağlayan, inleyen, çığlık atan insan sesleri duyar… Tarihteki olaylar sanki bir kamera ile kaydedilmişçesine gözüne gelir. Sonra ruhlar üzerine üzerine gelmeye başlar. Vatan için şehit ve gazi olmuş ak sakallı dedeler ağızlarından ateşler püskürerek “Vatanımız namusumuzdur bre imansız!” diye bağırırlar. Alparslan’ın vücudu yanmaya başlar. Artık acı ve korku dayanılmaz hale gelince…

İmdada alarmlı saat gelir…

Alparslan kan – ter içinde uyanır…

Kabus sona ermiştir.

Derin bir oh çeker…

Bu yazı Fikirde Birlik adlı Kırım Tatar aylık internet dergisinin 6. sayısında yayımlanmıştır.
http://www.fikirdebirlik.com/yazi.asp?yazi=200610003

Reklamlar