Burak ÇALIŞKAN
Sumi / Ukrayna
22-24 Ekim 2006

Ramazan Bayramı arefesinde önceleri devamlı görmek istediğim Kırım Yarımadasını gitmek için evden sabah saatlerinde ayrılıyorum.

Öğlene doğru Kiev’e gitmek için Sumi şehir merkezine gittim. Belli bir süre sonra yeni ama çok rahat olmayan bir araçla Kiev’e yola çıktık. Tren garı Kiev’de çok güzel yapılmış. Bu arada Ukrayna da insanlar şehirler arası ulaşımını çoğunlukla tren ile yapıyorlar.

Tren 17:50 de Kiev’den Simferepol’e hareket etti. 4 kişilik odalarda yataklı tren fena sayılmaz. Yol oldukça uzun ve insan bir şeyler konuşmak istiyor. Karşı koltukta orta yaşlarda bir Ukraynalı bayan ile biraz söyleşiyorum. Sabahın ilk ışıklarında trenin arada bir sallanması ile uyanıyorum. Güneş yeni yeni kendine göstermekte ve artık Kırım yarım adasına geldiğimin farkına vardım. 08.45 gibi Simferepol tren garına vardım.

Gardan çıkar çıkmaz büfelerde görevli bazı bayanların Kırım Tatarı olduğunu farketmem zor olmadı. Simferepol’ü sabah satlerinde biraz gezmek istedim. Şehir çok büyük değil ama küçük demek de doğru olmaz. Henüz kahvaltı yapmamış ve kendimi yolculuğun etkisi ile biraz yorgun hissettim. Büfelerde satılan çiğböreklerin ne kıyması olduğunu soruyorum. Ukraynalı satıcı bayanlar kıymanın domuz etinden olduğunu söylüyorlar ve bu cevabı her alışımda hissettiğim duygularla o büfeden uzaklaşıyorum. Yabancı bir ülkede yaşamanın zor şartlarından biriside mutfak kültürümüzün bu yerlere uygun olmayışı.

Akmescit’in şehir merkezinde de Lenin heykelini görüyorum. Rusya’nin ve Rusya ya bağlı özerk cumhuriyetlerde Lenin heykelini çok sık görürsünüz. Çoğu meydanın ve caddenin ismini Lenin olarak isimlendirmiş Ruslar.

Akmescitte 2 Türk lokantasını gezerken farkediyorum, Ulitsa Puşkina dedikleri Puşkina Caddesi’nde bulunuyorlar. İstanbul Kafe’ye giriyorum. İçeri girdiğinizde duvarlardaki İstanbul ve Türkiye nin turistik mekanlarının resimlerini farkediyorsunuz. Türk mutfağına ait yemekleri görünce nihayet 6 ay aradan sonra Türk mutfağına kavuştum diyorum kendi kendime.

Bu cafede baklava çeşitleri dahi var. Kiev’de yine bir Türk lokantası var ama açıkçası benim hoşuma gitmiyor. İstanbul Kafe daha orjinal ve sadece Türk yemeklerinin alduğu bir yer.

Bayramın 1. gününüm gecesini geçirmek için bi rev kiralıyorum. İlk önce ev sahibinin evinde buluşuyoruz kapıyı açan yaşlı bir Ukraynalı kadın. Uzun uzun evin gaz ve elektrik vanalarının kapatılmasını anlatmasından sonra anahtarı alarak tarif ettiği evi bulmak için oradan ayrılıyorum. Ev pek hoşuma gitmedi ama bir gece kalacağımdan dolayı pek de önemli değil.

Ertesi günü artık Sumi’ye gitmenin ve Akmescit’ten ayrılmanın zamanı geldi. Saat 13:35 treni ile Ukrayna’nın kuzeydoğusundaki Sumi şehrine gitmek için tren garın dan hareket ediyorum.

Yolda giderken karşımda, iş gezisi için Beyaz Rusya Minsk’e giden Ukraynalı bir adamla tanışmak istiyorum. Fakat kişi biraz soğuk ve aksi bir adama benziyor. Üstelik yol boyunca yanına aldığı yiyecek paketini, gözümün önünde sesli bir şekilde yiyerek iyiden iyiye gıcık olmamı sağlıyor. Gece 02.30 saatlerinde Sumi tren garina varıyorum. Gar çıkışında duran taksilerden birine binerek eve varıyorum.

Sonuç olarak Simferepol da daha çok kalma ve şehrin güneydeki Yalta, Aluşta, Bahçesaray gibi bölgelerini de görmek isterdim. Ama iş hayatı bazen bunlara izin vermiyor.

Herkesin bu bölgeleri gezip görmesini, Türk kültürünün izlerini ve Tatar halkının yaşam tarzı ile tanışmasını tavsiye ederim.

Reklamlar