Bu sayımız için Kırım’daki Milli Mektepler için gönüllü olarak maddi ve manevi katkılarda bulunmuş olan Sayın Nurettin Ölmez ile bir söyleşi yaptık.

Aile tarihiniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Babam Balçık (Bulgaristan) Veyisköy’de, annem ise Doğanyuvası Köyü’nde doğmuş. Evlendikten sonra 1951 senesinde Türkiye’ye göç ediyorlar. Biz dört kardeş İstanbul’da doğuyoruz. Ben 1958 doğumluyum. Tabii bir göçmen aile olmanın tüm zorluklarını 1950’li yılların başlarında benim ailem de çekiyor. Bir çay ısmarlayacak insan bile yok. O günkü dünya zaten fakir. İstanbul fakir, Türkiye fakir. Onun mücadelesi de var. Biz şimdi kendi ayaklarımız üzerinde durduktan sonra, bize verilenleri geri vermek adına Kırım’daki Milli Mektepler’e yardımda bulunuyoruz.

Tekstil işine ne zaman ve nasıl başladınız?
Ben 1975’te başladım. Baba mesleği olduğu için bu meslek, okul tatillerinde de yapıyordum, işin içindeydim. 1975 senesinin sonunda bir felaketin eşiğinden döndük. Dükkanımızın bulunduğu han, ki bu han Balkanlar’ın ve Ortadoğu’nun en büyük hanıydı, yandı. Yangın geçirince, ben daha lisedeydim ama babamın tek erkek evladı olarak onun yanında olma ihtiyacı hissettim. Dolayısıyla, o günden beri işin içinde buldum kendimi. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’ndeki üniversite tahsilime devam ederken de iş hayatı ile okul hayatını beraber götürdüm. Okul bitti, nişanlı olarak kısa dönem askere gittim. İşi bıraktım, o gün askere gittim, tezkeremi aldım, eve bile gitmeden iş hayatına geri döndüm. Evlendik, iki kız çocuğum var. Bu günlere geldik… Şirket olarak kışın triko, yazın ise penye tarzı mallar yapıyoruz.

Dernek ile nasıl tanıştınız?
Dernekle tanışmam, hala oğlu Murat Vatansever sayesinde oldu. Tahmin ediyorum ki 20 – 25 senedir bilfiil hizmette bulunmuş, geçmiş yönetimlerde bilfiil görev almasa da herkesi yakından tanıyan, dolayısıyla oradaki faaliyetleri bizlere aktaran bir kardeşimiz. Onun etkisinde kalarak derneğe geldim. Celal İçten ile tanıştım. Daha önceden Celal İçten ile hiçbir tanışıklığımız yoktu. Gördüğümce, maddi ve manevi tüm olanaklarını karşılıksız, soyadı kadar “içten” bir şey veriyor oraya. Yalnız kalmış, yorgun, bezgin, fakat bayrağı devredecek kimse yok etrafta. Olmayınca devam ediyor. O anda arkadaşa omuz verme ihtiyacı hissettik. Onu yalnız bırakmamakta yarar olduğunu düşünerek dernek faaliyetlerine yön vermeye başladım.

Kırım’daki okullar hakkında nasıl bilgi edindiniz?
Benim Murat Vatansever’den daha önceden kulaktan doğma bilgim vardı. Vardı ama gözle görmedikten sonra insanın inanası gelmiyor. Kırım’a gidip gözümüzle görelim dedik., nedir ne değildir diye. Celal İçten ve Murat Vatansever ile beraber Kırım’a gittik, gözümüzle gördük. Yerinde müşahede ettik, net bir bilgiye sahip olduk.
Bilmediğin bir yer, çizgisiz dosya kağıdı gibidir. Konu hakkında bir şey bilmiyorsun, hadise hakkında bir şey bilmiyorsun. Bir gezi ile başladı, gittik okulları gezmeye başladık. Milli Meclis Mektepleri’nin aslı nedir öğrendik.

İlk izleniminiz ne oldu?
İlk izlenimim… Oradaki okulları bire bir gezmeye başlayınca öğretmenlerin gözlerindeki ışıltıyı, parıltıyı gördük. O insanların içindeki, gözlerinin içindeki heyecanı görünce tabii ki duygulandık. Bütün hayatı boyunca vatan için yaşamış, belli idealleri olan insanların vatana geldikten sonraki böyle heyecan daha sönmemiş, daha bir heyecan var. Yani bir ihtiyaç var orada. Fakat kendilerine hayatları boyunca, bendeki intibak, hiç kimse yardım edememiş, yardım imkanı sağlanmamış o tarafa. Devlet tarafından yardım yok. Daha önceden birkaç milletvekili bazında ya da yönetici bazında birkaç kişi gelmiş gruplar halinde. Söz vermişler. Sözden daha ileriye gitmediği için insanlar da bir yerde inançlarını kaybetmişler. İnanmak istemiyorlar. Ama Celal İçten orada bir etiket. Celal İçten’in getirdiği arkadaşları olarak, bizim bir artımız vardı orada, öyle gördüm. Yani bize onlar da inandılar. O gözlerindeki ışıltıyı da yakalayınca bizde de yardım etme isteği ortaya çıktı. Türkiye’ye geri döner dönmez yardımı ulaştırmaya çalıştık.

Biz Celal Bey’le bir heyet halinde gezerken, konuşuyoruz, bazı yerlerde inanıyorum ki bize inanmıyorlar diyordum. Yapılacak yardıma dahi inanmadılar. Ama buna rağmen başka umutları yok. İki köy gezdik, akşam geç oldu, geç bir saat olmasına rağmen üçüncü köye gittik. Saat tahmin ediyorum 16:30 – 17:00 gibi. Umutları kesmişler ama yapacak bir şeyleri olmadığından belki kerhen bizleri bekliyorlar. Yapacak bir şey yok, bir hazırlık da yapmışlar, kendi standartlarına göre. Bizleri bir gördüler, müdür, müdür muavini, öğretmenler, bir ekip… Şaşırdılar. Böyle bir şeyle karşılaşacaklarını beklemiyorlardı. Çünkü kendilerine sahip çıkılmasını istiyorlar. Sahip çıkan birileri olacak yani… Bir umudu taşıyorlar.

Onların gözlerindeki o ışıltı, o heyecan, o şevk bambaşka bir şey… Bunu yaşamadan anlatmak mümkün değil. Bu da bir duygu çünkü. O elektriği alıyorsunuz, öğretmenlerin gözlerinden. Çocuklar bunun farkında değil. Çocuklara ne verirsen onu alacak. Önemli olan orada veren birilerinin olması. Bu çok önemli.

Şimdi böyle bir ışıltıyı yakalamışsın. Elinden geldiği kadar sen de yardımcı olmak istiyorsun. Öğretmenlere ne lazım? Şimdi kesin öğrenciye öğretmen lazım. Öğrenciyi getirmişsin okula. Öğretmen yoksa bir şey veremezsin ki… Ama öğretmenin de ihtiyaçları var. Öğretmen de bir şey istiyor. İmkanı belli zaten, kendi maddi durumu kısıtlı. Kafasının içindekileri aktaracak çocuğa ama yetmiyor. Bunu orada hissediyorsun, görüyorsun. Yani bir şey bekliyor.

İstanbul’dan gelmek, Türkiye’den gelmek onlar için apayrı bir şey. Ve bir de verdiğimiz sözler, söz verildi, zaman içinde verilen sözler yerine gelince onları resmen sevince boğduk. Ellerine böyle bir imkan gelmemiş. Kelime bulamıyorum tarif etmeye onların heyecanını. Onlar da Türkiye’den giden imkan doğrultusunda kendi ellerinden ne geliyorsa, maddi olanaklarla kendi ellerindeki olanakları birleştirmişler ve güzel bir eser çıkarmışlar ortaya. Ama inanıyorum ki bundan sonra daha güzel olacak.

Oradaki eksiklikler ve sizi en çok etkileyen neydi?
Çok eksiklikler var. Artı bir şey yok ki! Eksiklikler değil de öğretmenlerin gözlerindeki o heyecan, o telaş, öğrenciye bir şeyler verme heyecanı beni etkiledi, çok farklı bir şey. Onu gördük, onu yakaladık. Okulda tamam olan bir şey yok, benim gözlemlediğim. Mutlaka bir yerden başlamak lazım. Biz bir yerden başladığımıza inanıyoruz. Başladık, inşallah arkası gelecek. Keşke gücümüz olsa da diğer donanımları getirebilsek. Bilgisayar gibi, kitap, kırtasiye gibi… Eksiklik çok…
Sarıbaş Köyü’nde devletin uyguladığı politika icabı su yok. Devlet niye su vermiyor? Terk etsinler burayı Tatarlar diye. Ama biz bunu konuştuk öğretmenlerle, öğretmenler kesinlikle köyü terk etmeyi düşünmüyorlar. Burada kalıp, burada eğitime devam etmeyi düşünüyorlar. Çok şey ifade ediyor bu.

Sizce Milli Mekteplerin en önemli özelliği nedir?
Türkçe eğitim vermesi. Öz dilini öğretiyor. Öz deyiş belli: “Kendi dilini bilmeyen, öz vatanında yabancı!”. Öz dilini unutursan, Rusça, Ukraynaca mektebe gidersen Türkçe’ni unutursun, iki nesil, üç nesil sonra yabancı olacaksın. Bu mekteplerin en önemli özelliği bu.

Oradaki eğitim seviyesi hakkında ne diyebilirsiniz?
Ben şuna inanıyorum ki, Kırım Türkü Özbekistan’da iken bile eğitimine ara vermemiş. Eğitimini devam ettirmiş, yüksek tahsil görmüş, vatanına geri döndükten sonra tabii ki bu eğitimi devam ettirmek istiyorlar. Tüm olumsuzluklara rağmen, devam ettiriyor. Ben kendim eğitimi bilfiil görmedim, bulunmadım. Bulunmadığım için bilmiyorum.

Kaç öğretmen çalışıyor okulda?
5-6 öğretmen vardı. Bizimle müdür muavini Elmas Hanım ilgilendi. Okulun müdürü Ukraynalı. Biz İstanbul’a döndükten sonra duyduğumuz kadarıyla okulun yapımı ile de kendi ilgilenmiş. Okulun açılışına gittiğimizde de tekrar bizimle kendisi ilgilendi. Diğer öğretmenler de yanında idi.

Okuldaki öğrenciler sadece Kırım Tatarı mı?
Bizim okulda yok. Mesela yandaki binada Ukraynalı öğrenciler var. Ukrayna devletinin müfredatını uyguluyorlar. Dolayısıyla da müdürü Ukrayna asıllı. Ama bizim milli mekteplerde hep Kırım Tatar çocukları var. Öğretmenlerimiz Kırım Tatarı, iyi tarafı. Ben şuna şahit oldum, Zuya mektebinde bir Kırım Tatarı İngilizce öğretmeni vardı, İngilizce ve Rusça biliyor ancak Tatarca bilmiyor.

Sizin bağışta bulunduğunuz Kentogay’da insanların maddi durumu nedir?
Maddi durumları çok alt seviyede. Orada tarımla, hayvancılıkla uğraşıyorlar. Başka gelir kaynakları yok. Mesela Elmas Hanım’ın beyi aynı zamanda köyün ileri gelenlerinden biri. Fakat maddi getirisi olan bir iş ile uğraşmıyor. Mesela Elmas Hanım’ın maddi geliri var. Mesela ayda belli bir rakam maaş alıyor, 40 – 50 $ gibi bir geliri var. Ama kocasının böyle bir geliri yok, ama orada hayvancılık ile uğraşıyor. Bir de okul aile birliği başkanı olarak okulun işleri ile de ilgileniyor.
Kentogay Köyü her Kırım Tatar köyü gibi fakir. Geliri çok az olan bir köy. Buradaki mücadeleye, onların gösterdikleri azme insan şaşırıp kalıyor. Onlarda en önemli şey, otuz sene, kırk sene bu idealle yaşamış. “Ben vatanıma ulaşayım, vatanımda öleyim, başka şey istemiyorum.” Öyle bir iman var ki, öyle bir sevgisi, aşkı var ki, vatan aşkı, bunu kelimelerle anlatmak mümkün değil. Biz ancak kitaplarda okuyoruz, lafta kalıyor. Orada bire bir yaşıyorsun. Şükretmek, “ben başka bir şey istemiyorum, ben vatanımda öleceğim” düşüncesi hakim. Bu yetiyor, tüm benliğinizi kaplıyor. Böyle insanlara yardım edememek insanları üzüyor.

Sizin yardımlarınızdan sonra neler değişti?
Biz açılışa gittik. Okul değişmiş. Biz yarım gün kalabildik. Gitmişken, Allah nasip etti, bir de sünnet düğünü söz konusu oldu. Sünnet düğünü yaptık Buradan 20 kişilik bir grup halinde gitmiştik. Bize minnet borçlarını ödemek için bir tören düzenlemişlerdi. Duygu dolu bir tören yaşadık. Herkes yeri geldi ağladı, yeri geldi içten sevindi. Memnun olarak ayrıldık köyden.
İnsanlardaki o şevk, o heyecan öğrencilere de yansımış. Birileri sahip çıkmış. Bu onlar için olağanüstü bir şey. Artık Kırım Türkleri Kırım’da yaşarken yalnız değiller. Onlar onu anlamışlar. Onlar da o katkıya karşılık olarak iki misli çaba gösteriyorlar. Biz ektik, inşallah onlar biçerler. İnşallah, eğitim kalitesinin artmasında ileride de ne gerekiyorsa yapılacak.

Bu konuda ne gibi yardımlar yapılabilir?
Daha mesela benim şahsi yardımım okul binasının bitmesi ile sona ermedi. Oradan döndükten sonra da bizim yardımlar devam ediyor. Hala daha devam edeceğiz.
Ben bundan sonra Kentogaylıyım!
Elimden geldiği kadar o insanların çabasını ödüllendirme ihtiyacı hissettim. Şuna inandım ki onlar buna layıklar. Bir de biz buradan yardım ediyoruz diye yan gelip yatmamışlar.
Kendime söz verdim, kendi doğrultumda orayı pilot bölge olarak kabul ediyorum. Allah nasip ederse inşallah bunu diğer köylere de yansıtacağız. Bunu diğer köylere de yapacağız. Allah uzun ömür verir, nasip ederse. İnşallah milli mekteplerin sayısını arttırırız. Bu sayıyı arttırırken, orayı pilot bölge olarak kabul ediyorum. İnşallah Allah nasip ederse biz burada, İstanbul’da birkaç arkadaş “Kırım Eğitim Gönüllüleri” adı altında böyle bir çalışmaya devam edeceğiz.

Destek vermek isteyen kişilere neler tavsiye edersiniz?
Destek vermelerini tavsiye ederim. Hiç tereddüt etmesinler. Beni bulsunlar, gerekeni yaparız. Kırım’daki muhtaç mektepleri ziyaret ederek de başlayabilirler. Bu konuda, dernekte Melih Bey var, Celal Bey var, onlar da yansıtabilir. Ama ben oradaki heyecanı aktarabileceğime inanıyorum. Yardım etmek isteyen arkadaş, orayı ziyaret etmek isterse seve seve götürürüz. Öyle bir yardımı yapacak kardeşimiz, büyüğümüz, hem İslâmi hem de insani görevini yerine götürmüş olur. Öyle değerlendirmek lazım.

Ne tavsiye edersiniz?
Bence, milli mekteplere yardım edecek insanlara bir şeyler tavsiye etmekten çok, kendisi zaten belli bir olgunluğa gelmiştir, milli mekteplere yardım edecek duruma gelecek arkadaşları ortaya çıkarmak, onları motive etmek daha önemlidir. Önemli olan yardım eden insanların sayısını arttırmak, ortaya çıkarmaktır.

Kırım’daki halk vatanına geldiği için şükrediyor, vatanında yaşadığı için, vatanında öleceği için. Sürgün yaşamış bir millet olduğumuz için o duruma gelmek ona yetiyor. Ama benim gözlemlediğim bu kafi değil. Dünya değişiyor, dünya ekonomik açıdan güçleniyor. Burada Kırım Türkleri’nin ekonomik açıdan güçsüz kalması söz konusu olamaz. Orada bir şeyler yapmak lazım, tarımı arttırmak, mümkünse turizmi harekete geçirmek. Benim şahsi fikrim, bir ülkeyi kalkındıracak “3T” förmülüm var. Nedir bu “3T” ? Biri Turizm, iki Tarım, üç de Tekstil. Dünya böyle kalkınmış gördüğüm kadarıyla. Biz bir yerden başlayalım, 3T formülüne sarılalım. Bugün hayal gibi geliyor ama turizm ile ilgilenecek Kırım Türkleri’nden birileri çıkacaktır, bir şeyler yapacaktır.

Seneler önce ilk vatana dönüş başladığı zaman, bugünkü durumlar hayal bile edilemiyordu. On sene sonra çok farklı yerlerde olacağız. Bunun için sadece maddi yardım değil manevi yardım da, fikir bazında yardım da şart. Herkes fikrini çekinmeden rahat rahat söyleyecek. Bugün ekersek on sene sonra faydasını görürüz.

Ben hayal kurmayı seven bir adamım. 18 Mayıs 2004’te ses getirecek, basına yansıtabileceğimiz bir faaliyet yapmalıyız. Bizim reklama, tanıtıma ihtiyacımız var. Kırım’dan Türkiye’ye ses getirecek bir şey yapmamız lazım. Şu anda 57 cami dikmişiz, İslamiyet yaşanıyor Kırım’da, kandillerde bir naklen yayınımız yok. Kıbrıs’ta bizim yarımız kadar Türk nüfus olmasına rağmen orası daha iyi tanınıyor, biz tanınmıyoruz. Bundaki suç tanımayanlarda değil, tanıtamayanlarındır, yani bizlerin…
Madem ki biz bir şeyler yapmak istiyoruz, oraya kahveye gider gibi gitmeyelim, bir şeyler yapalım, fikir bazında yapalım, hayal kuralım… İnanıyorum ki arkamızdan gelen gençler bunları gerçekleştirebilecektir.

Biz diğer dernekler kadar dernekçiliği hayata geçiremeyişimizin ana nedeni, biz göçmen ailelerin çocuklarıyız. Ailenin Türkiye’ye göç ederken esas amacı namusunu kurtarayım, dinim kurtarayım, çocuklarımın yarınını kurtarayımdır… Göç ettiği yıllarda da zaten Türkiye fakirmiş. Hayat mücadelesi vermekten bu tip işlere bakamamış, dernekçilik faaliyetlerine… Çünkü maddi açıdan bir olgunluğu yokmuş. Tek amacı var, ayakları üzerinde durmak ve çocuklarını okutmak. Ama 2000’li yıllara gelince derken dünya değişiyor tabi…

Bugüne kadar kaybettiğimiz zamanı inşallah bundan sonra kazanırız. Bundan sonra diğer derneklerden de farklı olarak atağa kalkabiliriz. Daha büyük çabalarla daha değişik yerlere gelebiliriz.

Reklamlar